Başlıksız başladım çünkü canım öyle istiyor 🙂 Burası sıkıcı blog sayfalarında okumaktan daral gelecek satırlarla dolu bir yer değil,
benim dünyam.
Benim için yazmak biraz nefes almak gibi. Ama öyle yoga nefesi gibi değil, bazen koştur koştur yürürken “dur bi soluklanayım” dediğin türden. Durup soluklanacağım, sonra “e hadi anlatayım” diyeceğim yer.
Hayatım boyunca hep bir şeylerin tam ortasında kaldım gibi hissettim. Ne çok dramatik, ne de full komik… ama hep trajikomik. Öyle anlar yaşadım ki, hem gözüm doldu hem kahkahadan kırıldım. Mesela bir yandan kanser tanısı alıyorsun, bir yandan otoparkta kaybolan arabayı arıyorsun — ama işin ironisi, seni en çok düşündüren şey arabanın içindeki laptop olmasıyla beraber araba sahibinin tanımadıgım bir demans hastası olması. (evet, bilenler bilir bilmeyenler içinde buraya geleceğim bir gün. sabır.)
Bugünlük sadece şunu bil istiyorum: ben buraya “kanseri yendim” demek için gelmedim. “ben hep güçlü kaldım” masalı da anlatmam. Ben sadece gerçek olanı paylaşmak istiyorum. Kimi gün çok havalı hissediyorum, kimi gün o kadar değil. Bazen tasarım yaparken dünyayı unuturum, bazen gelecek kaygısından boğulurken haftalarca yerli romantik komedi izlerim. Ama hep bir şey yapmaya çalışırım. Çünkü yaparken iyileşiyorum.
Eğer bu satırları okuyorsan ve diyorsan ki “ya bu kızın yazdıkları bana iyi geliyor” — o zaman tamamız. Hoş geldin. Burası her gün biraz daha ben olacağım bir yer. Belki sen de benle tanıştıkça biraz kendini bulursun. İYİİKİİ GELDİNN!!

Konuşalım mı ?
Tasarımlardan ya da yazılardan biri sana dokunduysa, belki tanışırız, belki sadece kahve eşlikçisi birkaç kelime paylaşırız. İlla iş konuşmak zorunda değiliz. İçini dökmek istersen de buradayım. Yaz bana!
